YENİ BİR YOL

YENİ BİR YOL

                                                                 1999/EKİM/CUMARTESİ

… Aradan çok uzun zaman geçmişti, sanki tüm o kargaşa yaşanmamış gibiydi. İlk kez babamın huzuruna çıkmaya hazırdım, olanları unutmuş olması ümidi ile. Bahçede olduğunu tahmin ettim, kafası dalgın olduğunda genellikle kendini bahçeye atar bir nevi tedavi olurdu. Tahminlerim doğruydu, bahçedeydi ve karpuzları ile ilgileniyordu. ‘günaydın’ diyebildim biraz sıkılmış tavırla..

Kafasını bana doğru yöneltir gibi oldu, fakat yüzüme bakmadı. Günaydın dedi gayet tok bir ses ile.

-karpuzlar… olgunlaşmış sanki, tam buz dolabına atıp soğumasını beklemelik… dedim, konuya bir yerden girmem gerekiyordu evet biraz saçmaladım ama zayıf noktasıydı biliyordum.

-ha evet, olgunlaşmayanlar ise canımı sıktı, inatçı birer keçi gibiler her sabah bakımlarını yapıyorum inatla bana kafa tutuyorlar… biraz sana benziyorlar’

Ahh tanrım. Babam bu konuda çok iyi J

-sırıtmak serbestmi? J hadi baba çok uzun zaman oldu, kalbini geri kazanmak, yine masallarının prensesi olmak istiyorum. Farkında mısın? İkimiz de eksiğiz. Ne zaman bana sarılacaksın?

-Benim küçük meleğim ağlamaya hiç niyetim yok , gel hadi babanın güçlü kollarına..

Ohh.. Sanki üstümden bir yük kalktı. Kızlar için babaları ile arasındaki bağ çok değişik.

Tarif edebilen var mıdır? En güzel aşk, en yakın arkadaş.. Babam, seni anlatmaya kelimelerim yetmiyor. Seni çok seviyorum ❤

Onu bu kadar severken nasıl bu kadar kalbini kırabildim kendime hala inanamıyorum..

Günler sonra dışarıya atmak istedim bedenimi, rüzgar çok güzel esiyordu. Sesi beni ikna etmişti.

Hiç kimseyi umursamadan kafamın içersinde bir şeyler düşünmeden sadece dışarı çıkmak.

Babama bilgi verdikten sonra, elimde meşhur bayan doğru kahve fincanım ile dışarı çıktım.

Kasaba çok sessizdi, bütün bu yaşadıklarımız herkes için bir ilkti. Ve herkes köşesine çekilmişti.

Kafamın içi yine ambale gibi olmuştu, hiçbir şey düşünmek istemezken yine bütün düşünce ve dalgınlıklarım beni sahile kadar itmişti. Aman allahım!..

Bu emre, karşımda. Kendime kızdım, sinirlendim . Ah buse! Çıkmaman gerekti! Evinde oturmalıydın!

Bana doğru geldiğini gördüğümde çok geçti, yönümü değiştiremedim.. ve görmemezlikten gelmeye karar verdim

-Buse, iyi misin? Çok uzun zaman oldu uzun zamandır seni düşünmekten kendimi alamadım.. lütfen iyi olduğunu söyle..

-Şey, ben iyiyim lütfen bunu umursama. Biraz hava almak istedim hepsi bu.

(aman allahım, yüzü gözü şişmişti sanki o günden beri uyku uyumamış, sanki bütün üzüntüsü yüzüne çökmüştü. Kalbim sızladı..)

-buse olanlar benim yüzümdendi, senden nasıl özür dileyeceğimi bilmiyorum. Seni kaybettiğim için çok mutsuzum. İnsanlar kendi kaderini kendi elleri ile çizermiş, bildim.. kendime gelemiyorum. Bütün ailenin karşısında sana vurmamalıydım..

(3 ay öncesi idi. emre ile yine o gün kavga etmiştik, çok kıskanç bir o kadarda otoriterdi. Artık buna bir son vermeliydim, o gece konuştum ve artık iki medeni insan gibi ilişkimizi yürütmemiz gerektiğini söyledim. Her zamanki gibi kızdı. Yanımdan uzaklaştı, eve gelmiştim. Bahçede babamla oturup dertleşiyorduk. Birden bir çok yüksek sesli bir gümbürtü duyduk.. Bahçe kapımızdan büyük bir sesle sarhoş biri daldı bu emreydi! Sallanana kadar içmiş ve evime gelmişti, bütün komşular uyanmıştı bütün herkes bizi izliyordu… Emre napıyorsun? Diyebildim..  Bana vurdu… kendimi yerde buldum.. kafamı kaldırdığımda babam üstüne yürüyor ve onu itip kakıyordu.. babamı çektim. Yalvardım, bırakması için.. Ağzımdan onu sevdiğim kaçtı.. babamın bana bakışını unutamıyorum, Zavallı der gibiydi.. benim için bu karşılaşma çok ağır olmuştu ama bedelini emre ödeyecekti.. nefesimi topladım ve son konuşmamı yaptım)

-bak emre tüm bunları konuşmamız yersiz. Olan oldu ve biten bitti. Artık ikimizde içinde bulunduğumuz bu bağnazlıktan kurtulma çabaları içersindeyiz. Ve izin verirsen eve gitmem gerek babamı daha fazla üzmek istemiyorum.

(başını yere eğdi..)

-haklısın, seni her zaman seve…

Konuşmasını bitimesini beklemeden bulunduğum noktadan uzaklaştım. Hızlı adımlar ile biran önce eve gitme arzusu içersindeydim.

Fark etmeden çok fazla hızlanmış olmalıyım, düştüm..

Aman allahım, kollarım sanki kollarımı hissetmiyorum..Birden…

Uzun boylu, esmer saçları rüzgarda ahenkle dans eden… onun sesini duydum..

-iyi misin ? yardım edeyim

Çok kibardı. Kollarımdan tuttuğu gibi en yakın yere oturttu.. ufak çantasından çıkardığı su ile kollarımı yıkadı.. hiçbir şey diyemedim. Kimsin sen yabancı? Buralarda napıyorsun? Neden bana yardım ediyorsun?… hayır soramamıştım

-nasıl düştüğünü gördüm, birşeylerden kaçıyor gibiydin seni tedirgin eden şey neydi söyler misin? Daha çok yaranabilirdin…

-ben.. hayır kaçmıyordum. Sadece eve gitmem gerek izninle.

-oh hayır kolların kanıyor bu halde seni bir yere gönderemem küçük hanım, bekle beni burada.

Nereye gittin ki şimdi.. çok ta gizemlisin sayın yardımsever. Yüzüne bakamamın sebebi ile yüzleşmek istemiyorum şuan. Lütfen gelme aşk. Bu kez olmaz…

Beş dakika sonra.

-evvvvet, uzat bakalım kolları matmazel. Pansuman yapalım, bu arada ben Gökhan, buraya yeni taşındım. Biraz keşfetmek için geziniyordum, bana yardım eder misin? Mesela adın ne

-ben buse. Doğduğumdan beri burdayım, peki insanlar burayı çok tercih etmez sen neden buraya gelmek istedin.

-memnun oldum küçük hanım. Adınızda kendiniz kadar hoş. Diğer soruna gelince, umarım bir gün uzun uzun anlatırım… Hadi artık seni evine bırakayım.

Aman allahım noluyor. Etkileniyor muyum?, bakışları çok derin.. bana küçük hanım diyor, inanılmaz hoş bir kelime değil mi. Sadece babamın bana kullandığı kelimeler bunlar.. boşluğa düşüp kendimi tokatladım

-hey hey iyi misin?

-ah şey J iyiyim ben arada tokatlarım böyle kendimi ehheh (rezalet!)

Sadece gülümsedi, eve gelmiştik.. eve kadar konuşmadık. Sadece tüm yol boyunca beni izlediğini fark ettim. Gözlerini bir an gözlerimden ayırmadı. Değişik bir büyüsü var… Ah Gökhan… benim kalbim acının her türlüsüne kapalı özellikle adı aşk ile süslenmiş büyük acılara.. Gelme..

-demek evin burası küçük hanım,

-evet burada babamla yaşıyorum

-çok hoş, küçük bir çiftliğe benziyor.

-evet.

-kendine iyi bak olur mu? En kısa zamanda görüşmek ümidi ile..

-görüşürüz ,

Diyebildim. Bir hışımla kapıyı kapatıp nefes nefese kalan kalbimin sesini dinledim. 24 senedir ilk kez böyle hissediyor gibiydim.

Babam seslendi

-Buse, sen misin?

-eveeet baba ben geldim..

-hadi minik prenses baba kız yemek hazırlayalım , dedi.

Babamla müthiş akşam yemeğimizi yiyip, hoş sohbetimizi de yaptıktan sonra izin isteyip odama çıktım. Gökhandan ayrıldığımdam beri aklım ondaydı.

Ne kadar yakışıklı.. Ne kadar kibar.. ne kadar yardımsever..

Daha yeni tanışmış olsam da sanki yıllardır tanıyormuşçasına onu tanımlıyordum. Acaba o beni düşünür mü dedim kendi kendime.. sonra böyle bir şeyin olmayacağına dair kendimi ikna ettim.

Camlar açıktı ve ben üşümüştüm, birden ayağa kalktım cama doğru yönelip kapamak istedim, camın önünde bir not kağıdı buldum.

-merhaba prenses, umarım iyisindir. Seni merak ettim odana kadar rahatsız etme kabalığında bulunduğum için affet. Seni düşünmekten kendimi alıkoyamadım, Gökhan.

Kalbim küt küt atmaya başladı… bu okuduğum şey gerçekmi hayal mi? Kendimi birkaç kez cimcikledim. Hayır gerçek! Allahım aklıma mukayyet ol, bir daha acı çekmeyeceğimden nasıl emin olabilirim?

O gece düşünceler ile uykuya daldım..

Sabah çok hoş bir gayda sesine uyandım. Kafamı pencereden uzattığımda gördüğüm manzara karşısında şok oldum.  Gökhan! Şaka gibi , bilinçsiz bir gülümseme ile karşıladım

-heeeeey napıyorsun orda herkesi uyandıracaksın

-günaydın prenses, hadi aşağıya gel. Sahilde festival var!

Gökhanın cesareti beni benden almıştı, nutkum tutuldu.

Üzerimi giyip aşağıya indim. Babama bir öpücük kondurup, yüzündeki gülümsemenin verdiği cesaretle dışarıya fırladım. Karşımda Gökhan, bana doğru koştu ellerimden tutup benimle birlikte koşmaya başladı.

-hey yavaş ol benim kalbim var, diyebildim

-kalbini üzecek bir şey yapmam prenses dedi, ve durdu

Gökyüzünü işaret ederek,

-gökkuşağını görüyor musun? Altındayız şuan

-evet , peki bunun anlamı ne?

-bir gün boyunca kimliğini unutup benimle birlikte pollyannacılık oynayacaksın, bu bir oyun kabul mu?

Oyunlara karşı hep bir adım ötede dururum..

-şey , oyun mu? Oyunlara karşı biraz hassasım yapmasak mı

-şşş bana güven ellerini ver,

– verdim… ellerimi ellerine verip koşmaya devam ettim. Bu hayata karşı ilk maratonum gibiydi,

Sanki galip ‘aşk’ çıkacak..

Sahilde büyülü bir teknenin olduğu çok güzel bir mekana geldik, heryerde balonlar ve konfetiler vardı. Balonları çok severim küçük bir kız çocuğu ruhum uyandı. Madem oyunun içersindeyiz kendimi frenlemeyeceğime dair karar aldım.

Onun büyülü kollarına sarıldım..

Gökhan yüzüme baktı, içten bir gülümseme ile kafama papatyadan yapılmış bir taç kondurdu.

-şimdi tam bir prenses oldun!

Yüzüme uzun uzun baktı, ağzından şu cümleler döküldüğünde kalbimin durmaması için yalvarıyordum

-gördüğüm en güzel gözler seninki, söylesene nasıl bu kadar derin ve anlamlı bakıyorsun? Sana bakarken eğer ki bir koruma içersinde değilse insan aşık olmaması içten değil. Sanırım kendimi tutamıyorum..

-ama diyebildim, parmakları ile susturdu

-oyunun içersindesin ve oyunculardan birisi rolünü oynarken asla onu bölmemelisin. Ne diyordum, aslında dün değildi seni gördüğüm o ilk an..

Seni gördüğüm o ilk an, ellerini vücuduna sıkıca kenetlemiş bir hüzün yağmuru altında gözyaşlarını kamufle ediyordun. Sonra her gün geldim o pencerenin altında, yüzündeki sonbaharın geçmesi için yalvardım allaha..  bitti prenses, geçti.. Seni kimsenin üzmesine izin vermeyeceğim

Duyduklarım tüylerimi ürpertti.. her gün ama her gün beni mi izledi? Demek çok yalnız olduğumu hissettiğim o anlarda yanıbaşımdaymış..

-neden gelmedin yanıma daha önce?

-bilirsin, üzülmüştün. Ve elimde acını dindirecek içimdeki tuhaf duygudan başka birşeyim yoktu. Ve sende o duyguya şuan açık değildin..

-tuhaf duygu?

-tuhaf çünkü kendim bile adlandıramadım. İlk görüşte kendine bağladın beni, kaçamadım duygularımdan. Her gün artan seni görme isteğini durduramadım. Geçsin istedim, dinsin istedim üzülme istedim..

Susmuştuk.. kollarının arasına girdim, küçük bir kedi yavrusu gibi sarıldı. Kendimi çok güvende hissediyordum. Anlayamadığım bir şey vardı, sadece bir günlük mü oyunun parçasıydık?.. soramadım.. sadece anın tadını çıkarıp susabildim.

-Buse, izin verir misin?

-neden izin istiyorsun?

-kalbine girmeye,izin verir misin? Bir gün değil her gün seni kollarımın arasında yaşatmak istiyorum…

Sustum…  korktum belkide, yüzümden anlaşılacak olmalı ki..

-lütfen endişelenme, ben sana zarar vermem

Heh bunları bir yerden tanıyor gibiyim.. napmam lazım.. Anne, yardımına ihtiyacım var… ona bir şans vermeli miyim?…

-sanırım sana karşı koymak imkansız, fakat öğrenmem gereken birkaç şey var sende bana yardımcı ol?

-tabiki prenses

-seni tanımıyorum bile, buraya nerden geldin? Neden geldin? ..

DEVAM EDECEK

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın